8/18/2009

Küçük İskender farkındalığıyla...


İlk kurşunu alnına sıkacağım.

İkincisini karnına; sonraki kurşunlar sırasıyla omuzlarına: Böylece ıstavroz çıkararak öleceksin. Ne mutlu sana! Bana bir kadeh şampanya ısmarlamak için ne bekliyorsun? !

İpi boynuna kravat şeklinde bağlayacağım.

Asılırken kibar ve efendi görüneceksin.

Ne mutlu sana! Her yanım tereyağı içinde, bana biraz havyar sürmek için ne bekliyorsun? !

Sana saplayacağım bıçakla tanışmanızı istiyorum; çok eski dostumdur.

Birlikte çok iş başardık, çok badireler atlattık.

Keskin bir dili vardır. Yani bir ülkeyi bile bölebilir. Öyle keskin bir dil! Ne mutlu sana!

Bana şurdan bir kilo tecavüz tarttırmak için ne bekliyorsun? !

Susadığın için boğarken seni ben, su sporlarına yeni bir branş kattığını düşün.

Alnına neşterle God yazacağım. Gotik harflerle, yeni dalga akımının etkisi altında, biraz Chaplin'i taklit ederek. Biraz kafası karışık bir Richard Brautigan'ı taklit ederek.

Biraz enseyi omurgaya almış bir berberi taklit ederek.

Ne mutlu sana!

Aramızdaki sinir haplarını toplayıp zorla konu komşuya yutturmak için ne bekliyorsun? !

Bizim senle hukukumuz var. Avukatımız var. Suçumuz var.

Bizim senle bir ömrü paylaşmaya andımız, bu andı çiğneyip içyüzümüzü ifşa eden ihanetlerimiz, birbirimizi kolayca harcamanın lüksü, bu lükse sığan baş önde boş boş oturuşlarımız var.
Konuşamayışlarımız, hiçbir şeyi açıklayamayışlarımız, kaçıp gitmeyi erdem sayışlarımız var.
Umutmuş, bir şans daha vermeklermiş, özürlermiş, lütfen unutlarmış: Zaaf Zaaf! Bunlar evrim zaafı! Ben kin tutmayı aşktan daha yüce bilirim.

Aşk acısı silinir, kin mezara kadar!

Sadece hümanist olacak kadar düşük değil IQ seviyem!

Bu gece alkolle sabahla; ona de ki: Ben kanıma kırmızı rengi veren kişiyi kaybettim.

Bu gece hüzünle sabahla; ona de ki: Ben bedendeki mıknatısın büyüsünü bozdum.

Bu gece iğrenç bir korku filmiyle sabahla; ona de ki: Kabuslarımın orta yerindeki tek güzel mabedin kapısına sıçtım.

Bu gece imla kurallarına uyulmuş edebi bir intihar mektubu ile sabahla; ona de ki: Farkındayım, ölsem, cesedimi gerçekten teşhis edebilecek tek insan odur; ceset de olsam, hainim hâlâ.

Ne mutlu sana!

Aptal Kadınlar

karşı cins yerine benimle kumar oynasaydınız
emin olun daha az yanardınız.
şimdi
ateşe dayanabileceğiniz kadar günah işleyin
daha sizlerle görülecek hesabımız
kapanacak defterlerimiz var.
ng

8/12/2009

Çürümüş Dokunuşlar Klasörü -2-

biz bir yalandıkve bu yalanı yaşamak için geç kaldık.

ng

8/10/2009

Göreceli Delilik -2-

eğreti duran aynada bedenine boş gözlerle bakarken buldu kendisini
ne zamandır bu durumdaydı hatırlamıyordu.
artık kendisini anlamlandıramıyor
ya da
anlamlandırmak istemiyordu
hayata olan öfkesi katlanarak büyüyor
öfkesinin kendisini kontrolden çıkartmasından korkuyordu.
"sol yanım çok acıyor anne"dedi.
dizlerinin bağı çözüldü,olduğu yere yığıldı.
tavana astığı gecmişinin loş aydınlığında
kendisiyle yüzleşmekten yorulmuştu.
anılar kusmuk kusmuk bilincinden dışarı fırlıyor
çırpına çırpına gözyaşlarından oluşan küçük gölde boğuluyordu.
adeta iki ucu boklu değnek üzerinde denge kurmaya çalışıyordu.
masada duran şarap şişesine elini uzattı.
sigarasıyla birlikte içerek demlenmek iyi gelecekti kendisine.
şarabından kocaman bir yudum alıp kuruyan boğazını ıslattı.
sonra sigarasını yakmadığını fark etti..
ne kadar dalgınım son zamanlarda.
"ilaçlardan olsa gerek"dedi.
yürüdü
adımlarını yerin en alt tabakasına gömmek istercesine
ileride duran şöminenin yanına kadar gitti,
homurdandı.
"lanet olsun"dedi.
kim benim çakmağımı bu hale getirdi?
sevdiğinin hediyesiydi
tanrımsın;taptığımsın dediği aşk'ından kalan son hatıraydı.
yüzü düştü/düştü yüzü
kirpiklerine hüzün çöreklendi...
gözleri boşluktaki bilyeler gibi bir o yana
bir bu yana çarpıyor
bir türlü yerini bulamıyordu.
o an anladı.
içindeki kadını nasıl hırpaladığını
ve
hayata küstürdüğünü çıplak gözlerle gördü.
yorgundu!
"yalnızlığımı beynimde değil
bedeninde unutmak istiyorum neden sesime kulak tıkıyorsun?
lanet olası adam bu kadar mı sağırsın"dedi.
tanrısı neden uğraşıyordu?
ne yapmıştı ki ona kendisine reva olmayanı yaşatıyordu.
koynuna girdiği tanrıçalardan eksiği neydi ki?
düşündü!
bin bir türlü düşüncede sorguladı tanrıyı
tırmandığı gökyüzünden tutup çekti
karşısına oturtup kibar bir dille konuşmayı denedi
olmadı.
tanrısı o konuştukca sağırlaşıyor
gözünde siliniyor,siliniyordu.
sustu!
tanrılaştırdığı kişiye acıdı
ama
en çokta kendisine.
ng

8/08/2009

Sen

duygularımın yarattığı bir düştün
gerçek kıldım
hataydın biliyorum.
kalbimin her türlü dışlayıp
mantığımın kabul ettiği.

ng

8/07/2009

Dinginlik

dış dünyadaki denizi
okyanusu keşfetmek yerine
akvaryumunu benimsemeli insan
belki de mutluluk orada
ama biz göremiyoruz.

ng

8/04/2009

GİT/me

herkesin bir kırılma noktası vardır
anla!
anlamak bağışlamaktır.
ng

En kuytu anlar...

insanı kendisiyle hesaplaşmaya davet eder
ben bir yazının tam
ortasındayım
karanlığımda kaybolmanın
b(e)şinde
bu bir çöküş belki
belki de bir iç hesaplaşma
kimbilir?
kahretsin bu
bu bir itiraf olsa gerek.
"aklım"diyorum .
bilmelerin ağırlığında eziliyor
delirmekle/delirmemek
arasındaki ince çizgide gelgitlerdeyim
yaşananların sorgulanacak yanı yok.
sorgulasam ne değişir?
hiç-bir-şey
ng

8/02/2009

Çürümüş Dokunuşlar Klasörü

"dokunmayı başardığım her hayal canımı acıtıyor"
DUY/ma
martı çığırtkanlığında ağıtlar yakıyorum sana
anlam yoksunu
zamanım hızla tükeniyor
ki
zaman herşeyin ilacıdır acın dinecek demişti yaşlı bilgeler
ilacın yan etkilerini hesaplamadan
bilmeliydim
bilmeliydim zamanın insanı çürüteceğini
geç kaldım
insan ormanında kayboldu ruhum
suretler nasılda benziyor birbirine
şaşkınım
ayak izim hızla yırtılıyor zamanda
ve sen sevdiğim
o çocuğun ardına saklamamalısın yüzündeki kiri
onlar koynunda sabahladığın
tanrıçaların laneti.
BİL.

ng